indir // download
bANDiSTA'dan Bir Hatırlatma Notu: Sınırsız-Ulussuz-Sürgünsüz
bANDiSTA'dan Bir Hatırlatma Notu:

Sınırsız-Ulussuz-Sürgünsüz

Festus Okey'in Beyoğlu'nda polis tarafından öldürülüşünün üzerinden 5 yıl geçti. Festus bu topraklardaki devlet şiddetinin ne ilk kurbanıydı, ne de sınırlarda, denizlerde, kentlerin ortalarında, devlet kurumlarında, sivil faşistlerin elinde öldürülen, ölüme terk edilen son göçmendi.

Bu 3 şarkılık ep bir hatırlatma notu; bu kentin sokaklarından Festus geçti, dünyanın tüm sokaklarında hep yerli hep göçmen kalabilmemiz için mücadeleye devam… Sınırsız-Ulussuz-Sürgünsüz

indiriniz! çoğaltınız! dağıtınız!

A Reminder From bANDiSTA:

No Border-No Nation-No Exile

It has been five years since Festus Okey was murdered by the police in Beyoglu. Festus was neither the first victim of state violence, nor the last immigrant who was left to die and killed at the borders, out in the sea, in the middle of the cities, in state institutions or in the hands of civilian fascists.

This ep containing 3 songs is a reminder; that Festus has passed through the streets of this city. Keep on struggling so that we can all become both locals and migrants at the same time, in all the streets of the world…
No Border-No Nation-No Exile

download! copy! distribute!

Festus Okey'in Beyoğlu'nda polis tarafından öldürülüşünün üzerinden 5 yıl geçti. Festus bu topraklardaki devlet şiddetinin ne ilk kurbanıydı, ne de sınırlarda, denizlerde, kentlerin ortalarında, devlet kurumlarında ve sivil faşistlerin elinde öldürülen, ölüme terk edilen son göçmendi.

Herkes yerlidir, herkes göçmen. Kimse sebepsiz göçmez. Sebep savaş, sürgün, ekolojik ve ekonomik kriz, pogrom yahut soykırım, ayrımcılık ya da daha iyi bir yaşam arzusu olabilir. Ulus-devlet sınırları, duvarlar, tel örgüler, özel silahlı birlikler, ölüm tehdidi, tek saiki hayatta kalmak olan bu dalganın önüne geçemiyor, geçemez ve geçmemeli.

Göçmen karşıtlığı, ifadesini bizzat devletin güvenlik güçlerinin eylemlerinde ve politikasında bulabildiği kadar, gündelik hayatın içinde, sivil faşist saldırılarda, güvenceli sektörlerin meslek birliklerinde ya da güvencesiz emekçilerin ayrımcı şiddetinde bulabilir. Buna karşın, muhalefet ve mukavemet âleminin  gücünü sınırları aşan, enternasyonel ve müşterek mücadeleden aldığını unutmayarak, göçmen hareketini sınıf mücadelesine ve ırkçılık-milliyetçilik karşıtı harekete içkin kılmayı hedeflemeliyiz.

Toplama kampları yaşıyor göçmenlerin tutulduğu hapishanelerde "misafirhane" adı altında, kırımlar sürüyor Akdeniz'de, Meriç'te ve var olan her sınırda. İnsanlar dövülüyor, sürülüyor, öldürülüyor, avlanıyor, Türkiye'de, Yunanistan'da, İtalya'da, Almanya'da… Mücadele ve dayanışma sürüyor tüm dünyada…

Sınırsız-Ulussuz-Sürgünsüz

It has been five years since Festus Okey was murdered by the police in Beyoglu. Festus was neither the first victim of state violence, nor the last immigrant left to die or killed at the borders, out in the sea, in the middle of the cities, in state institutions or left to die in the hands of civilian fascists.

Everyone is a local, everyone is a migrant. Nobody flees without a reason. The reason might be war, exile, ecological and economic crisis, pogrom or genocide, discrimination or a desire to live a better life. Nation-state borders, walls, barbed wires, private security forces, death threats, do not, cannot and should not stop the wave of migrants whose only motive is to survive.

Anti-immigrant sentiments find their expressions in and through the actions and policies of the state as well as in daily life, in civilian fascist attacks, in professional associations of various sectors or in the discriminatory violence of precarious workers. Against this, we should strive to make immigration movement immanent to class struggle and anti-fascist /anti-nationalist movement remembering that the world of dissent and resistance gain its power from our international and collective struggle.

Concentration camps still exit under the name of "guesthouses" in which immigrants are kept, decimation continues in the Mediterranean, in the Evros region, and every existing border. People are being beaten, deported, killed, and hunted in Turkey, Greece, Italy, and Germany… Struggle and solidarity continue all over the world…

No border-No nation-No exile

kayıt/recording: bANDiSTA/ İstanbul, Nicosia-Lefkoşa  edit: bANDiSTA  mix: bANDiSTA 
mastering
: Analog Dimension – Krakovany / Piešťany kapak fotoğrafı/cover photo: Foto Akbaba kapak/cover: bANDiSTA, august/os 2012

Haymatlos

everybody is silent [herkes suskun]
for majority peace  [herkesin huzuru için]
let's say no war for money and greed [para ve açgözlülük için yapılan savaşa hayır diyelim]

we are all born free and equal [hepimiz özgür ve eşit doğduk]
no one born lonely [kimse yalnız doğmadı]
no one standing alone [kimse yalnız değil]
no one is illegal [kimse illegal değil]

i have also a question i would love to ask [benim de sormak istediğim bir soru var]
are we all the same but not equal? [hepimiz aynıyız ama eşit değil miyiz?]
or are we all equal but not the same? [yoksa hepimiz eşitiz de aynı değil miyiz?]

are you happy seeing palestinian bleeding tears everyday
[filistinliler‘in kanayan gözyaşlarını hergün görmekten mutlu musun?]
are you really happy seeing africa burning everyday
[hergün afrika‘yı yanarken görmekten gerçekten de mutlu musun?]

when the lion kills, just for food [aslan yalnızca yemek için öldürür]
but when man kills, just to show his superiority [ama insan üstünlüğünü göstermek için öldürüyor]
this is the difference [aradaki fark bu]
injustice to one is injustice to all [her birimize yapılan adaletsizlik hepimize yapılan adaletsizliktir]

kimse sebepsiz göçmez bu dünyada
ulussuz, sınırsız bir dünya
kimse sebepsiz göçmez bu dünyada
sınırsız, sürgünsüz bir dünya

no border, no nation, stop deportation!
[sınırlara hayır, uluslara hayır, sınırdışıları durdurun!]

We need freedom of movement for all [herkes için hareket özgürlüğüne ihtiyacımız var]
We are all the same [hepimiz aynıyız]
The sun belongs to one and all [güneş her birimize ve hepimize ait]
Open borders [sınırları açın]
Stop deportation [sınır dışıları durdurun]
Lets live together with our differences [farklılıklarımızla birlikte yaşayalım]
Yes we can [evet yapabiliriz]
Open borders [sınırları açın]


söz: Bandista-Enzo İkah
müzik: Bandista-Enzo İkah

Heimatlos, yersiz yurtsuz; sınırsız bir dünyaya özlem… Küresel muktedirlerin neden olduğu savaşlardan, iktisadi ve sosyal yıkımdan, ekolojik krizin sonuçlarından kaçan göçmenler daha iyi bir yaşam kurmak için sınırları aşmaya çalışıyorlar. Yasadışı göçle mücadele olarak adlandırılan şey aslında bir cephesinde devletler, kolluk kuvvetleri, özel kuvvetler, sınırlar, silahlar ve hapishaneler, beride ise sade insanların olduğu bir savaş. Çünkü biliyoruz ki insanlar değil, sınırlar ve o sınırları kurup koruyan kurumlar illegaldir. Çünkü biliyoruz ki kimse nedensiz kaçmaz. Çünkü hepimiz göçmeniz; buradayız, kalacağız, yaşayacağız.
Sokakların sesini duyun!

Hiç Kimsenin Şarkısı

seki seki seki nyenye [o bizimle birlikteydi]
wania nyenye, wania kanyenye
[artık bizimle değil]
wania nionio, wania kanionio
[zamanından önce ölen bir çiçek gibi]
festus okey, rest in peace, udo diriya
[festus okey, huzur içinde yat]

bir derimin rengi vardı alabildiğim yanıma 
bazen bedbahttır, bazen baht görünmeyen dostuma 
çoğu çok görürdü gece ararken ışığı 
adım gündüz feneri, görünmezdim aranızda
kimi çok gülerdi, fazla kızardı nefret dolu 
eşit ilişki kurulmazdı diyorum çünkü çok yoruldum 
kimine toprak kutsaldı, kimine kader mübahtı
oysa ki bana göre kader olan coğrafyaydı
vardığım yer sadece yoksunluktu  
aşağılandığım dostum bir yoksuldu
beyaz zencileri gördüm sizde
yabancı ve mülteci
bakmak görmek 
bakana her yer avrupa, görene ise her yer, her yer ama afrika 
sanki bana düşense alabildiğine koşmaktı

Seki nye seki nye seki nyenye [o bizimle birlikteydi]
le sang d'un innocent crie plus que la vengance [masumların kanı öfkeden de fazla bağırırdı]
the blood of innocent cries more than vengeance [masumların kanı öfkeden de fazla bağırırdı]
je me melerais surtout pas de ceux qui me concerne pas
[meselem olmayan bir şeyden özellikle bahsetmeyeceğim]
a cesar a ce qui est a cesar
[sezarın hakkı sezara]
a dieu a ceux qui est a dieu
[tanrının hakkı tanrıya]
je chante que un adieu
[yalnızca bir elveda şarkısı söylüyorum]
je refuse prendre la place de dieu
[tanrının yerini almayı reddediyorum]
obara onye oma , ne ehe ugwoya festus okey [masumların kanı öfkeden de fazla bağırırdı festus okey]

festus okey, rest in peace, okey okey okey, udo diriya [festus okey, huzur içinde yat]
anam eto (chinheke)  onye ikpeya zuru oke [adaleti sadece doğa sağlayacak]

siyah deri bende sende, beyaz maske herkeste
umutlarım üzerimde gittiğinde, kara kara
düşünceler kaldı orda, arkamda bırakmıştım
gökkuşağı etrafımda, rengimi unutmuştum
adaletin bu mu oldu, aman pek güvenceli
yaşamadım ülkenizde, bedenimse zaten dertti
yaptığım hamaliyeydi, yarama bastığında yasa
yerde kaldı varlığım, sunduğun armağan buysa
gücüne mi gitti yoksa, yokluğum şimdi bela
masumların kanı bağırırdı öfkeden de fazla
kim getirir devamını, kim verecek cevabımı
katillerim aranızda, söyleyiniz selamımı
bakmak görmek 
bakana her yer avrupa görene ise her yer, her yer ama afrika 
sanki bana düşense alabildiğine koşmaktı

barış inadı devam, huzurla yat kardeşim
tarlabaşından selam, her yerdeyiz kardeşim
hep yerliyiz hep göçmen, buradayız kardeşim
artık yeter, ya basta, êdî bese kardeşim


söz: Bandista-Enzo İkah
müzik: Bandista-Enzo İkah

20 Ağustos 2007 akşamı Beyoğlu polis karakolunda bir cinayet işlendi; gözaltına alınmış bir genç, polis silahından çıkan bir kurşunla öldürüldü. Yıllardır yaşanılan cinayetlerden çok da farklı değildi aslında. Yine tahakküm makinasındaki bir çark, yine nefretle, yine ayrımcılıkla, yine her türlü insani değeri hiçe sayarak bir canı yok etti. Anlaşılan bu sefer maktul, vatandaş olmayıp sığınmacı olduğundan, üstüne üstlük derisinin rengi farklı olduğundan ‘öldürülmeyi hak etmiş’ti; tıpkı kadın olduğu, kürt olduğu, eşcinsel olduğu, ermeni olduğu, trans olduğu, roman olduğu, isyankâr olduğu, "hiç kimse" olduğu için ‘öldürülmeyi hak edenler’ gibi. Artık yeter, ya basta, êdî bese kardeşler…

Kim Yerli Kim Göçmen

es wurden arbeiter gerufen
doch es kamen menschen an
[işçi çağırdık, insan geldi]

âlem kadim halimiz belli
bellek, vaka, emek hakiki
kim yerli, kim sonra geldi
ne fark eder müşterek tarihi

aman aman gastarbeiter [misafir işçi]

ya sev ya terk et yahut kanaken raus [karakafalar defolun]
alışın burdayız, geri bas
ne demişti rosa yoldaş
ich war, ich bin, ich werde sein [vardım, varım, var olacağım]

diskriminasyon, entegrasyon, faşizm sıradan
haykır bir kez daha no pasaran [geçit yok]
muktedirler sınır çizmiş, hepsi yalan
die arbeiter haben kein vaterland [işçilerin vatanı yoktur]

gurbet el şimdi bize dön geri diyor
canım memleket bize almancı diyor


söz: Ab in den Orient-Express, Max Frisch, Die Kanaken [Cem Karaca] ve Anonim'den Bandista rollaması
müzik: Die Kanaken

1984 yılında Böseke-Bunkert'in yazdığı Ab in den Orient-Express oyununa dönemin politik mültecisi Cem Karaca müzikleriyle katılır. Daha sonra bu oyunun tema müzikleriyle Karaca, Die Kanaken [Karakafalar] grubu ve albümünü var eder. Es Kamen Menschen An [İnsan Geldi] bu albümün 5. şarkısıdır ve daha sonra Türkçe'de de aynı müzik ve farklı sözlerle, Almancılar ismiyle Cem Karaca tarafından yayınlanmıştır.

Bandista, Almanya'daki Türkiyeli işçilerin ve "kaçak" göçmenlerin özellikle 80'ler ekonomik krizi akabinde yükselen bir şekilde maruz kaldığı ırkçılık ve ayrımcılığa dair tarihsel bir not olan bu şarkıyı, yeni bir söz bloğuyla kolajlıyor. Çünkü göçmenlik, ülke ve milliyet bağımsız bir oluştur. Avrupa’daki Türkiyeli göçmenler söz konusu olduğunda üzerinde büyük bir hassasiyet ve uzlaşı oluşan gurbet, yabancı düşmanlığı, çalışmaya gitmek gibi kavramlar, Türkiye'deki göçmenler söz konusu olduğunda yerlerini bildik ve gizil milliyetçiliğe, asalaklar, karakafalar, işlerimizi elimizden alıyorlar, sınır dışı edelim ikiyüzlülüğüne bırakıyor. Alman polisi kâğıtsız bir Türkiyeli genci öldürse tepkiniz ne olurdu? Türk polisi kâğıtsız bir Nijeryalı genci öldürdüğünde ne oluyor?

copyleft, bandista, 2012 | armağandır. çoğaltınız! dağıtınız! | copy! distribute!