genel grev, genel direniş!

Nev-liberal saldırıya,
hayatlarımızın yok sayılmasına karşı
tekel ile birlikte tüm sokaklardayız,
tüm meydanlardayız.
Her yerdeyiz, her yeriz!

İsyan, Devrim, Özgürlük!

tayfa bandista
4 Şubat 2010

şu anda! şimdi!

bandista - şu anda! şimdi!

Direnişler; ütopik, beklenen, mitleştirilen bazen ve apansızın, bıçağın kemiğe dayandığı bir “artık yeter” patlayışıyla liberal tarihin çizgisel akışının içinde beliriveren, geçmişin mücadelelerini bugünün yüzüne, bugünün bilinci, unutuşları ya da kazanımlarını geleceğe taşıyan solucan delikleri. Tarihin praksisi, talihin pratik belirlenişleri, ele usturuyla çizilen kader çizgileri. Tekel, Seka, Petkim, Erdemir, Şeker adını bilmediğimiz/unuttuğumuz nicesi; derelerin, ormanların, toprakların bizzat hayatların dönüşümü … Kamunun tasfiyesi; eşitlik yok adalet yok, o zaman sokaklara; işçiler, işsizler, memurlar, öğrenciler, rençberler, gettolar ve tam yerinde … Bandista’dan bir “ara” atağı Şu Anda, Şimdi!… Neoliberalizme karşı mücadele, yalnız Ankara’da değil, Seattle’da, Porto Alegre’de, Melbourne’de, Cancún’da, Atina ve Kopenhag’da dolaşan bir hayalet, yeraltının karanlığı ile güneş ışığı, siyaset ile tarih, mazi ile âti arasında mekik dokuyan “o” hayalet.

“Nasıl ki su kenarında yetişen sazlar meşeden uzun yaşarsa, köstebek de lokomotife galip gelir. Yorgun bakışlı o eski dostumuz hâlâ kazıyor. Hadisenin gözden kaybolması, usulca, her şey uykudayken yeni patlamaları hazırlamakta olan o karanlık direniş faaliyetini ortadan kaldırmaz. … Günün minnacık fesatları ve gizli planları, yarının büyük öfkelerinin mayasıdır. Yepyeni fışkırmaların habercisidir. … Hiçbir yere götürmez gibi görünen fakat birden bire, kör edici bir ışığın şaşırtıcılığı içinde yeryüzüne çıkan tüneller boyunca uzlaşmaz direnişlerin, yönelim sahibi avareliklerin dik kafalı yürüyüşüdür bu. … İnatçı köstebek, çevik lokomotiften uzun yaşar. Yumuşak tüylü, yuvarlak hatları, makinenin metalik soğukluğuna, o çalışkan saflığı tekerleklerin ritmik takırtısına, mütebessim sabrı, o çelikten sırıtışa üstün gelir. … Deliğini kazar. Eşeler ve aşındırır. Gelmekte olan krizi hazırlar. … Kriz, apansız gün yüzüne açılan bir köstebek deliğidir.”

“Cela dit, de même que le roseau survit au chêne, la taupe l’emporte sur la locomotive. Elle creuse encore, cette vieville amie au regard fatigué. L’éclipse de l’événement n’abolit pas l’obscur travail de résistance où se préparent, discrètement, lorsque tout dort, de nouveaux surgissements. … Les conspirations et les conjurations minuscules du jour sont le ferment des grandes colères du lendemain. Elles annoncent de nouveaux jaillissements. … Un cheminement têtu de résistances irr´conciliables, d’errances orientées, le long de galeries qui semblent ne mener nulle part, et qui débouchent pourtant au grand jour, dans l’étonnement d’une lumière aveuglante. … La taupe têtue survit à la fringante locomotive. Sa rondeur pelucheuse l’emporte sur la froideur métallique de la machine, sa bonhomie laborieuse sur lemartèlement cadencé des roues, sa souriante patience sur les ricanements d’acier. … Elle fait son trou. Elle mine et elle sape. Elle prépare la crise qui vient. … La crise est une taupinière soudain éclose.”

Daniel BENSAÏD, Köstebek ve Lokomotif / La Taupe et La Locomotive, 2001

birinci rollama

Biz işçiler rızkımız için nice cefalar içindeyiz

Hani, Hani; Şimdi Hadi

Yeni rakı eski şişe
Keyf ve emek kime meze
Genelleştir güzelleştir
Var ettiysek ait bize

İster asfalt ister şose
Sokaklar hayattır bize
Mazi gelecek ve şimdi
Yazılacak elimizde

Bugün kuvve yarın fiile
Huzur kadim hasret ise
Her sokakta her mecliste
Dile gelsin iki hece

Ne birinci ne bilinci
Hepsi gitti bu kaçıncı
Özelleştik tektipleştik
Adaletin kör kılıncı

Tütün kağıda değil de
Biz kefene sarıldık madem
Ölülerin korkusuyla
Titre nev-liberal âlem

Suçludur her aynasız
Her günahkâr bir aziz

Söz: Bandista
Müzik: Bandista
Şeytanın ilk dümeninin bizi var olmadığına inandırması genelgeçeri içinden düşünüldüğünde neo-liberalizmin ilk dümeninin onlarca ‘farklı’ gözüken biçim içinde, onlarca farklı alanda faaliyet gösterip tek bir biçim ve hali netice olarak bize dayatmasıdır. Verimlilik, rekabet, etkinlik, serbesti düsturuyla dönen çarklarından çıkan sesler hep güvencesizlik, taşeronlaştırma, sosyal ve demokratik hakların yitimi, tektipleşme frekanslarında yayılır. Duymak isteyen kulaklara Bandista’dan bir rollama; gerekirse filtresiz bir sigara ve süslü püslü olmayan bir şişe rakıyla kurulmuş, mezesinin biz olmadığı bir kardeşlik sofrasına, basit ama öznesi olduğumuz bir hayata övgüyle… Rolling Stones’ın Şeytana Sempati’yle ilan ettiği gibi şeytan aramızda dolaşan kruvaze ceketli bir adam bazen ve Godard’dan titreşimler Bir Artı Bir, matematiğin ‘verimli’ kesinliğine bırakılamayacak bir özgür ilişkiler oyunu, bir ve birin arasındaki asıl ilişki, tanımlanmamış, ama tanımlanamaz olmayan “artı,” her an yeniden yaratıldığı için söylemesine gerek olmayan sonuç (“iki eder” ve bazen “iki etmez”).

kızıl flama

İleri işçiler, yoldaşlar ileri
Kızıl bayrağımız, sınırlar aşıyor
İleri işçiler, yoldaşlar ileri
Zafere koşuyor, kızıl bayrak

Bayrağımız önde yürüyoruz
Hedef sosyalizm ve hürriyet

Çözülmez sanma, kadim muamma
Kızıl flama, kızıl flama
Çözülmez sanma, kadim muamma
Kızıl flama, bayrağımız

Kızıl flama geçecek körlük
Kızıl flama tek çözüm birlik
Kızıl flama doğan güneşle
İsyan devrim özgürlük


Söz: ATTF İşçi Korosu, 1974 – Bandista
Müzik: İtalya’nın Lombardiya bölgesinin iki halk şarkısından ilk düzenleme Carlo Tuzzi tarafından 1908 yılında yapılmıştır.

Türkiye’de Kızıl Bayrak adıyla bilinen ve yaygın olarak söylenen İtalyan Bandiera Rossa marşının, Bandista manifestasyon serisinin bir parçası olarak geçmişin bugünün ve geleceğin direnişlerine bellek, hürmet ve mevcudiyet içinden icrasıdır.

Bir Kayıp İlânı

Bandista Popüler Propaganda Komiserliğinden Üzüntüyle Bildirilmektedir

Ağustos ayından bu yana gerek bir konser mekânı, gerek insanlarımızı davet ettğimiz bir sosyal merkez, gerekse de politik bir mevzi olarak kullandığımız, ticari bir alan olmaktan ziyade bir özgürlük alanı, alternatif bir müzikhol ve bir eylem zemini olarak tarif ve hayal ettiğimiz Haymatlos adındaki ‘dükkân’ı, bir taciz ve şiddet silsilesini doğuran ve kelimenin gerçek manasıyla kapitalist bir takım işletmecilerinin son dönem tavırları nedeniyle artık kullanmadığımızı tüm dostlarımız, yoldaşlarımız ve müzik emekçi ve eylemcilerine ilan ediyoruz.

Haymatlos’u bugüne dek Oppa tZupa zound Zystem’in (OpzZz!) tebliğ festivali maniFest başta olmak üzere, Direnistanbul eylemliliği çerçevesinde ve genel olarak sokaklarda olmadığımız anlarda tekrar sokağa çıkmak için bir tenefüs olarak tarif ettiğimiz Bandista mekân konserleri vesilesiyle tüm dost ve yoldaşlarımıza tavsiye etmiş, davetler yayınlamış, ev sahipliğine soyunmuş, yoldaşça bir adanmışlıkla bu alanın müzikal, kültürel ve politik gelişimi için emek ve çaba sergilemiştik.

Aynı mekânda gerçekleştirdiğimiz ticari faaliyetlerde ise -Bandista 1 Kasım bildirisinde de andığımız temel ilke uyarınca- emeğin karşılığının alınması ve oradaki eyleme katılacak dost ve yoldaşlarımızın bir müşteri değil eylemci muamelesi görmesini önplanda tutmuştuk. Burası tacizin, homo ve transfobinin, cinsiyetçiliğin, ırkçılığın ve şiddetin asla kabul edilemeyeceği bir özgürlük alanı olmalıydı!

Gelinen noktada üst üste yaşanan şiddet vakalarına ek olarak, söz konusu mekânın işletmecilerinin yoldaştan ziyade patrona dönüşmelerine ve mekânın herhangileşmesine tanık olduk. Bu bizim için kabul edilemez. Dolayısıyla Haymatlos’u Bandista ve OpzZz! olarak boykot ediyor, siz dostlarımız ve yoldaşlarımızı, müzik emekçi ve eylemcilerini de bu boykota katılmaya davet ediyoruz.

Yaşasın muhalefet-mukavemet âlemimiz!

Yaşasın Dayanışma!

Tayfa Bandista

Aralık 2009

Mola Öncesi 6ltı Ay Değerlendirmesi

Bandista Popüler Propaganda Komiserliğinden Yorgunlukla Bildirilmektedir

İlk hamlesini 2008 Haziran ayında Rock-A(lternatif) festivalinde yaptığımız Bandista’yla geçen süre içinde haylisi grev, direniş, eylem dayanışması olmak üzere 100′ün üzerinde performans gerçekleştirmenin yanı sıra 1 Mayıs 2009′da “De Te Fabula Narratur” ve 12 Eylül 2009′da “Paşanın Başucu Şarkıları” kayıtlarını yayınlayarak oldukça yoğun bir dönem geçirdik.

Bir yandan eylemin gücüne ve öğreticiliğine olan inancımız bir yandan da muhalefetin farklı biçimler ve seslerle onlarca farklı alanda sürdürülebileceğine olan itikatımızla yürüyüşümüzü sürdürüyoruz.  Bu, menziline her hamlemizde tekrar tekrar ulaştığımız, bazen kendi etrafımızda daireler çizdiğimiz, bazen barikatları aşıp geçtiğimiz, bazen de yürüdüğümüzün bile farkına varmadığımız, ama topyekûn, ama dünyayı ekseninden oynatan, ama ritmi tutulması gereken, ama evvelde başlayıp ahire dek sürecek bir yürüyüş. Yüzlerce patika muhalefet-mukavemet âleminin dağları, ovaları, şehirleri ve mağlubiyet ve galibiyetleri ve tarihi ve belleği içinden arşınlanmış, arşınlanmakta ve arşınlanmayı bekliyor… Yürüyoruz!

Yürüyoruz, bazen biraz soluklanıp, önümüzdeki yolu düşünüp; yürüyoruz yanımızdan kardeşlerimiz gelip geçiyor, başka başka patikalar, söylenecek onlarca söz, yapılacak onlarca eylem… De Te Fabula Narratur albümümüzün altıncı ayında örgütlediğimiz “Ya Basta’09 ya da mücadeleye devam” turnesinin ardından 1 Kasım 2009′da bir süreliğine mola veriyoruz – kardeşlerimizin affına sığınarak, mücadeleye değil elbette performanslara.

Gerek bu süreçte yaşadığımız kitle eylemlerinden gerekse de görsel, işitsel ve metin zeminlerindeki direnişimizden öğrendiğimiz, parçası olduğumuz muhalefet-mukavemet âleminin, fısıltıdan bile korkanlara karşı, herhangi zeminde kendi hikâyelerini anlatmasının ne çok şeyi değiştirebileceğine olan inancımızın artması, şarkılarımızı söylemekte ve avamda ısrardır.

Bandista’dan çıkan ses ne bizden menkul ne de bizimle mevcuttur.. Sözün, gırtlağın, müziğin, bazen bizzat bedenlerimizin olduğu her direniş anı, mekânı, alanı bu sesin yeniden yeniden çıkmasına imkân verir. Hep savunageldiğimiz gibi bu, isimlerin ve kişilerin çok ötesinde, müşterek bir tarih, bugün ve geleceğin çizgisel olmayan bir biçimde iç içe geçtiği, neye özlem duyup neyi yaratmaya çalışıyorsak bizzat onu yaşamamız ya da istememiz gereken bir vahdettir. Devrimciliğimiz, devrim yapmak arzusundan değil bizzat devrim olma pratiğinden müteşekkildir.

Daima gözettiğimiz gibi hakikate hakikat muamelesi yaparak söylememiz gerekirse Bandista’nın muhalefet-mukavemet âleminde gördüğü talepkâr karşılık, tam da âlemimizin kendi hikâyesini dinlemeye değil anlatmaya ne kadar ihtiyacı olduğunu bizce somutça ortaya koymuştur. Tüm eylemlerimizi oluşması olasılığı her zaman mevcut bir tüketim, yıldızlaştırma, mübalağa ve metalaştırma temayülü tehdidini akılda tutarak gerçekleştirdik. Bunun yanında yaşadığımız muhtelif ve münferit tecrübeler özellikle emeğe hakkını vermeye dair, temel olması elzem, ilkemizin bazen âlemimiz içinde bile ne kadar görmezden gelindiğini ve yine âlem olarak araç ve amacı nasıl da birbirinden tamamen bağımsız ve bir tür hiyerarşi içinde ele almaktan mustarip olduğumuzu gösterdi. Ek olarak samimiyetimiz ya da niyetimizden bağımsız olarak kimi eylemlerimizde kitle kalabalığı, önem ya da bağlam hiyerarşisinin asıl söz ve tekabüliyetin önüne geçtiği ya da gerisinde kaldığını gördük. Bu noktada altını çizmek istediğimiz, gerçekleştirdiğimiz herhangi hamlenin asıl iddialarımızın tecessümü olduğu kabulüyle, bu hamlelere dair özen, ayrıntılara dikkat ve eleştiriye açıklığın başlangıç noktamız olmasıdır. Suret değil asıl, temsil değil hakikat..

Ve yine tüm bu süreç içinde bizim ellerimizden oluşan hatalar da olmuştur. Hiçbirini bir tür liberalizm ya da yaptık olduculuk içinden savunmayacağız. Her türlü eleştiriye ve katkıya açık olduğumuzu her fırsatta belirttik. Ancak bizi, bizim asla kendimizi

konumlandırmadığımız bir yeni olma iddiası ya da redd-i miras içinden tarif ve tenkit etmeye de geçit vermeyeceğiz. Tarihe borçlu olduğumuz ve tarihi borçlandırmak istediğimizi mütamadiyen dile ve eyleme getirdik. Ve yine bununla beraber özgürlükçü, anti-kapitalist, feminist, anti-militarist, ekolojist, enternasyonalist, anti-hiyerarşik ve emek eksenli bir mücadele hattı içinden konuşmak ve üretmekten de beis duymuyoruz.

Anamızın amele sınıfı olduğunu unutmadan, özgürlüğün elimizde olduğumuzu bilerek, katillerden hesap sormak için, geleceğimizin kapitalizmde olmadığı inancıyla, biz bu koca bandoda sadece bir ses, hep birlikte haykırıyoruz  “Kazanacağız! DAİMA, DAİMA, DAİMA”

Sokaktaydık ve sokaktayız. ‘Onlar’ın yazdığı tarihi ta kökünden silerek bir başka âlemi kurmaya dair mücadelemiz, eylemlerimiz başka sesler, bedenler, biçimler içinde sürecektir.

Her yerdeyiz!
Her yeriz!

Tayfa Bandista
1 Kasım 2009, İstanbul

ya basta 2009 ya da mücadeleye devam turu

yabasta-01

De Te Fabula Narratur albümü altıncı ay bildirisi
Ya Basta ya da Mücadeleye Devam!

İlk hamlesini 2008 Haziran ayında Rock-A(lternatif) festivalinde yaptığımız Bandista’yla geçen süre içinde haylisi grev, direniş, eylem dayanışması olmak üzere 100’ün üzerinde performans gerçekleştirmenin yanı sıra 1 Mayıs 2009′da “De Te Fabula Narratur” ve 12 Eylül 2009′da “Paşanın Başucu Şarkıları” kayıtlarını yayınlayarak oldukça yoğun bir dönem geçirdik.

De Te Fabula Narratur albümümüzün altıncı ayında örgütlediğimiz “Ya Basta’09 ya da mücadeleye devam” turnesinin ardından 1 Kasım 2009’da bir mola veriyoruz – kardeşlerimizin affına sığınarak, mücadeleye değil elbet performanslara.

Gerek bu süreçte yaşadığımız kitle eylemlerinden gerekse de görsel, işitsel ve metin zeminlerdeki direnişimizden öğrendiğimiz, parçası olduğumuz muhalefet-mukavemet âleminin, fısıltıdan bile korkanlara karşı, her hangi zeminde kendi hikâyelerini anlatmasının çok şeyi değiştirebileceğidir; şarkılarımızı söylemekte ve avamda ısrardır.

Sokaktaydık ve sokaktayız. Maziyi unutmadan, ‘onlar’ın yazdığı tarihi ta kökünden silerek bir başka âlemi kurmaya dair mücadelemiz, eylemlerimiz başka sesler, bedenler, biçimler içinde sürecektir.

Her yerdeyiz!
Her yeriz!

Tayfa Bandista
27 Ekim 2009, İstanbul

paşanın başucu şarkıları

Darbeler, müdaheleler, politik ve kültürel işgaller ‘sorgulanamaz’ iktidarlarlarını ezicilikleri, şiddetleri ve yarattıkları acılar ve galibiyetleri ne düzeyde olursa olsun, tam da toplum ve mağluplar nezdinde meşru, haklı, kaçınılmaz ve yahut hegomonik kabul edildikleri anda tesis ederler. Erkin sahipleri mevcut durumlarını sürdürmenin yolunun onu elde ettikleri hâl ve yöntemde ısrar ve bu ‘olağanüstü’ hâli sürdürmekten geçtiğini bildiklerinden bu, ‘farklı’ bağlam ve tecessümlerle durmaksızın devam eden bir saldırı sürecidir.

Bu saldırıya karşı verilecek yanıtların içinde dilimizde, sesimizde, müziğimizde direnmek bir kültürün, içinden başka başka muhalif kültürleri doğurarak yaşaması anlamında elzemdir. Unutmayıp inanmak ve bulanmayıp bilenmek düsturuyla Bandista evi var olduğunu bizzat kendi mevcudiyetinin mümkünlüğüyle bildiği muhalefet mukavemet âlemini paşaların başucunda De Te Fabula Narratur’un kaldığı yerden bizim hikâyelerimizi anlatmaya davet ediyor. Zira bir fısıltıdan bile korkuyorlar… gürültü ne çok şeyi değiştirir… kafaya kafaya zound zystem!

Coup d’états, interventions, and political and cultural occupations, regardless of the level of their victory, their oppressiveness, violence, and the pain that they induced, establish their ‘unquestionable’ power at that moment when they are considered legitimate, just, inevitable or hegemonic in the eyes of the defeated and the society.  This is a incessant process of  attack that works through different contexts and reflections, since the possessors of power know that the way of stabilizing their existing condition is to insist on the state and methods by which they have acquired that power and to maintain this ‘exceptional’ state.

It is crucial to resist this attack with our answers, through our language, voice, and music for a culture to sustain itself and give birth to various dissident cultures from within itself. By the motto of not forgetting but believing and not watering down but sharpening, Bandista keeps telling our stories, on the bedside of the pashas, from the world of dissent and resistance that Bandista knows exists through the manifest possibility of its own existence, from where De Te Fabula Narratur left off. For they are afraid of even a whisper… noise makes such a difference… zound zystem to the head!

Ezilenlerin geleneği gösteriyor ki, içinde yaşadığımız ‘olağanüstü hâl’ istisna değil kuraldır. Buna denk düşen bir tarih anlayışına ulaşmak zorundayız. O zaman açıkça göreceğiz ki, gerçek olağanüstü hâli yaratmak bize düşen bir görevdir. Böylece, faşizme karşı mücadelede daha iyi bir konuma ulaşacağız. Faşizm, talihini biraz da, hasımlarının ilerleme adına onu tarihsel bir norm gibi görmelerine borçludur.

Die Tradition der Unterdrückten belehrt uns darüber, daß der ‘Ausnahmezustand’, in dem wir leben, die Regel ist. Wir müssen zu einem Begriff der Geschichte kommen, der dem entspricht. Dann wird uns als unsere Aufgabe die Herbeiführung des wirklichen Ausnahmezustands vor Augen stehen; und dadurch wird unsere Position im Kampf gegen den Faschismus sich verbessern. Dessen Chance besteht nicht zuletzt darin, daß die Gegner ihm im Namen des Fortschritts als einer historischen Norm begegnen.

Walter Benjamin, Tarih Kavramı Üzerine/Über den Begriff der Geschichte, 1940

de te fabula narratur

de te fabula narratur

senin hikayeni anlatıyorlar

Bandista
bir aralık, bu darlık bu basmakalıp, bu ayık kafayla esrik taklitleri, bu aramızda yaşayan katilleri teşhir etmek gerek dedi evde uyuklarken. Uyanmak gerek dedi önce kendi kendine, evde bir gitar çaldı manuş, klarnet aktı meyanlı, kaydırmalı, akordeon zaten doldurmuştu köşe bucak, vurmalılar hazırdı “marş”a, başladı ev’in hikâyesi, varyetesi söküp söküp yapmanın.

Bandista evi şenlik kıyamet bir eylem bandosu şimdi ses vermekte ska, balkan, vertov, reggae, eşitlik, özgürlük, cango, votka, adalet, kökler sularından… Bandista evinde geceler gündüz gündüzler denktir geceye, bu evde güneş batsa da dinlenir ev hece heceye. Bu evin odaları geniş uzun dar hayal; bu evde mebzul miktar kapılar kilitsiz gıcırdar. Bu evde koridorlar, sokaklar ve meydanlar, sahneler salonlar dansla sesle hınçla çığlıklar… Bu ev bir dağ başında bir gettoda ya da down-town’da, bu ev dev bir karavan bu evi bulur arayan. Bu evin sakinleri kara kızıl mor renkleri, yeşil sarı turunç ve nar, bu ev binbir bedenle var. Bu ev döker alınteri, bu ev rahim yangın yeri; söndürür kandilleri nice esrik sever evi. Bu evde geçmiş hüzünle değil hüsnü kabulle, bu evde gelecek yokla değil beklenir telaşla. Bu ev tenha bu ev dar-maduman kanma yalan, gözyaşları ağıtlar destanlar epik tasalar, bu evde yasalar değil ses verir yoldaş maison‘lar!

Bandista is a music collective established in May 2006 in Istanbul, Turkey. Bandista has its roots in the cultural diversity of Anatolia; though the band’s presence clearly declares its internationalist approach. The sound of Bandista varies from Django to Reggae, from Bratsch to Ska, Dub and Afro-Beat. The basic formula of the band is to deconstruct whatever sound, text and image possible in favour of a border and class free world. Every Bandista performance is a situationist experiment of rage and rapture. Bandista has performed in several festivals, demonstrations and clubs in Turkey and abroad.


* …Sollte jedoch der deutsche Leser pharisäisch die Achseln zucken über die Zustände der englischen Industrie und Ackerbauarbeiter, oder sich optimistisch dabei beruhigen, dass in Deutschland die Sachen noch lange nicht so schlimm stehn, so muss ich ihm zurufen:
De te fabula narratur!

…ama eğer Alman okur, İngiliz sanayi ve tarım işçilerinin durumuna omuz silker, ya da iyimser bir biçimde Almanya’da işlerin bu kadar kötü olmadığı düşüncesiyle kendini avutursa, ona açıkça şunu söylemeliyim: “De te fabula narratur!’

Karl Marx, Das Kapital, Vorwort / Önsöz, 1867

De te fabula narratur, senin hikâyeni anlatıyorlar… bize söyleyeceği bir şey daha vardır: Warensprache‘nin [meta dolaşımının dili], metaların dilinden telaffuz edilmiş anlatısını (biteviye kapitalizmin konuşması) tercümesi yeterli değildir: onun yerine başka bir anlatının, yepyeni bir anlamın konulması, kısacası “başka bir hikâyenin anlatılması” gerekir. Bu “yeni hikâyeyi dinlemek” için birçok kulağın dikilmiş olduğunu biliyoruz. Ama diller kendi kendilerine konuşamazlar. Farklı hikâyelerin –neredeyse sayısızca– nasıl olanaklı olduklarını anlamış olmak pek şaşırtıcı gelebilir.”

Ulus Baker, Marx’ın Bir Çift Sözü Var, 1996

kalplerimizde, kardeşlerimizde, kardeşlerimize…

benim annem cumartesi

Am-Dm-E-Am /(Am..) /Am-E-Dm-E

Benim annem pazarları uyandırmaz yavrusunu
Benim annem pazartesi demlikte bir çay tanesi
Benim annem salı günü ya hüzün ya düğün tülü
Benim annem bir çarşamba görmesen de sen aldanma
Benim annem perşembeyi iyi bilir işkenceyi
Benim annem cumaları gezer bütün kuytuları

Benim annem cumartesi her bir dilde çıkar sesi
Benim annem cumartesi elinde solmuş bir resim
Benim annem cumartesi hesap soracak öfkesi
Benim annem cumartesi benim annem cumartesi


söz: Bandista
müzik: Bandista

Arjantin, Türkiye ve Şili’de özellikle darbe dönemi ve sonrasındaki demokrasi görünümlü ya da somut militer rejimler elinde kaybedilen, öldürülen, işkenceden geçirilen evlatlarının hesabını/akıbetini sormak için yan yana gelen Plaza del Mayo veya Cumartesi Annelerine bir selamlama olan bu çalışma, eril bir intikam alma çağrısından ziyade bizzat gündelik hayatın kurucusu olmasına rağmen (belki de bizzat bu nedenle) gerek cinsi gerek içtimai gerekse de iktisadi olarak en fazla sömürülen kadınların ve annelik durumunun -duygusal ya da mitik bir ajitasyona başvurmadan- toplumsallaştırılması gündemine sahip metin bloğunun üç farklı müzikal tarz içinden akıtılmasından müteşekkildir. Şarkı Albaylar Cuntası’na karşı Yunanistan Politeknik direnişinin bildik ezgisiyle, direniş geleneklerinin metinsel yahut müzikal düzeyde birbirinin içine örülmesini gaye edinir.

pardon afedersiniz Mr. genelkurmay

Em-G-Em-G / Em..(D) / A/Em..

Kılıçlarımızı biledik buraya geldik
Tek bir söz söyledik bedelini ağır ödedik
Bir koca ömrü verdik yemedik içmedik
Dört diyar teptik ama bana mısın demedik

Saltanatını yıktık, vicdani rap çıktık
Populizmden bıktık, zincirlerimizi kırdık
Uğruna astık kestik, bir koca ömrü verdik
Pes etmedik, hesap sormaya geldik

Hop şinanay, hopa şinanay
Görsün âlem beş yıldızlı rapstar
Hop şinanay, hopa şinanay
Pardon afedersiniz mr. genelkurmay


söz: Sultan Tunç
müzik: Sultan Tunç feat. Bandista

Sultan Tunç’un 2007 tarihli Oriental Rap’n Roll albümünde yer alan bu şarkı “paşanın başucu şarkıları” ana metninde de andığımız farklı cenahlardan ve farklı sesler içinden kendi hikâyelerimizi anlatmakta ısrar etmemiz bağlamı içinde tüm yaşananlara rağmen varlığımızı sürdürdüğümüzü vurgulayan metin bloğu ve ‘circus’ vari looplara dayanan müzikal altyapısıyla bu mevcudiyetin altını çizmektedir.

yan babilon

Am-B-Am-B-Am-B-C-B-Am

Evire çevire seni öyle bir döverim
Bir o kadar dayak da ben yerim netekim
Elindeki çoksa az olanla paylaş
Nasıl müzisyen bilemiyo’m şu serdar ortaç

Koyudan açığa doğru tüm renkler ton ton
Benim memurum işini bilir dediydi tonton
Bir elimde mikrofon kafamda da ponpon
Uçuyo’n dediler bana yere de kon kon

İster polis olsun ister astinomia fon
Burda vurdu Ferhat’ı orda gitti Aleko’n
Lakin Atina’da bu kez işlemedi tiyatron
Bu sefer de sen yan, yan yan yan Babilon

Yan yan yan Babilon
Yan yan yan yan yan yan
Yan yan yan Babilon
Bu sefer de sen yan, yan yan yan Babilon

Yine tersoya düştüm kafamda harmanım
İçine edeyim böyle nankör karmanın
Her mevsim ekilip bitmeyen tarlanın
Kargasını kovalasan ne yazar kemâlım

İskele alabanda yelkenler fora
Derrida’nın sevdiğim bir eseri Khôra
Feylezoflar dünyayı yorumladı ama
Öldürmeyeceksin derdi on emirde Tora

İster polis olsun ister astinomia fon
Burda vurdu Ferhat’ı orda gitti Aleko’n
Lakin Atina’da bu kez işlemedi tiyatron
Bu sefer de sen yan, yan yan yan Babilon

Yan yan yan Babilon
Yan yan yan yan yan yan
Yan yan yan Babilon
Bu sefer de sen yan, yan yan yan Babilon


söz: Bandista
müzik: Bandista

Babilon [Babil] kenti Tora ve Yeni Ahit ikonografisinde müesses nizamın, sürgünün, işkencenin, ticaretin, paranın ve ‘günahın’ içinde cisimleştiği bir tarife sahiptir ve ayrıca Rastafaryan harekette çürümeyi ve batı toplumunu simgeler. 80 darbesinin yarattığı toplumsal atmosfere ve sistemin kökenlerine dair göndermeler ve temelde devlet şiddetinin iki kurbanını Yunanistan aralık isyanı çerçevesinde anarak Babilon’un temellerinden sarsılıp yıkılmasına dair bir çağrıyı metin bloğunda sunan şarkı müzikal, vokal ve koral tercihleriyle Bandista’nın “ista” icraları içinde bir ilk çalışmadır.

haydi barikata

Dm-A-Dm /(C) /F-Gm-C-A /Dm-(Gm)-A-Dm
F… …

Kara fırtınalar sarsıyor göğü
Kara bulutlar kör eder gözleri
Ölüm ve acı beklese de bizleri
Onları yenmek için yürümeliyiz
(Ve)
En değerli varlığımız özgürlük
Cesaret ve inançla savunmalıyız
Haydi barikata haydi barikata
Ekmek, adalet ve özgürlük için
Haydi barikata haydi barikata
Ekmek, adalet ve özgürlük için
(Ve)
Kalplerimizde, kardeşlerimizle
Tüm dünyada büyüyor direniş
Haydi barikata haydi barikata
Ekmek, adalet ve özgürlük için
Haydi barikata haydi barikata
Ekmek, adalet ve özgürlük için


söz: Bandista
müzik: ilk düzenlenişi 1879’a dayanan, ancak 1905 Mayısında Polonya’da işçi kortejlerinin yarı resmi marşına dönüşüp akabinde uluslararası yaygınlık kazanan, Polonya’nın kadim hürriyet ezgilerine dayanan Warszawianka marşı, 36 İspanyasında A Las Barricadas adıyla CNT’nin alamet-i farikasına dönüştü.

Temelde Valeriano Orobón Fernánez’in İspanyolca sözlerinin Türkçe söylenişine dayanan söz bloğu, aynı zamanda bu marşın Türkçe’deki ilk bütünlüklü ve aslına sadık dile getirilişidir. Türkiye devrimci hareketinde –esinlenlemeler ve belli bölümlerin bağlamdışı sözlerle bazı anarşistler tarafından söylenmesi dışında- daha önce kayıt altına alınmamış ve marş bütünlüğünde söylenmemiştir; ayrıca Avrupa devrimci hareketi tarafından da unutulmuş ve Bandista repertuarının beynelmilel dinleyici tarafından en çok talep alan marşlarından biri haline gelmiştir.

özgürlüğe manuş

Dm-Gm-Dm /Gm-Dm-A-Dm(D)

Ne Seattle ne Cenova ne Latin Amerika’da
Ne Hindistanda bir arayışta
Özgürlük içinde özgürlük kafanda özgürlük
Özgürlük sen nerdeysen orada

Ne sokakta ne meydanda ne kampüste ne yolda
Ne maphusta ne torna tezgahında
Özgürlük içinde özgürlük kafanda özgürlük
Özgürlük sen nerdeysen orada

Hem Seattle hem Cenova hem Latin Amerikada
Hem Hindistanda bir arayışta
Özgürlük elinde özgürlük seninle özgürlük
Özgürlük sen ordaysan orada

Hem sokakta hem meydanda hem kampüste hem yolda
Hem maphusta hem torna tezgahında
Özgürlük elinde özgürlük seninle özgürlük
Özgürlük sen ordaysan orada


söz: Bandista
müzik: İkinci Dünya Savaşı Yunan Direnişinin anonim ezgilerinden olan San Atsalino Teixos’un Django Reinhardt tarzında ve Manuş müziğe bir saygı olarak icrası.

Bandista’nın bir varyete olarak icra ettiği iki benzer, ancak anlamda taban tabana zıt söz bloğu üzerine kurulu bu şarkı, müzikal formu itibariyle de eğlenceli bir marş olarak ilk kez Türkçe’de söylenmektedir.

ille de rumba

Em-B /Em-D-C-B /(Em-Am-B

Dalgaları karşılayan, (rumbara rumbara rumbamba)
Gemileri andırarak, (rumbara rumbara rumbamba)
Gövdemizle karanlığı yara yara, Ay Carmela
Çıktık rüzgarları serin, (rumbara rumbara rumbamba)
Uçurumları en derin, (rumbara rumbara rumbamba)
Havaları en ışıklı sıradağa, Ay Carmela
Arkamızda düşman gözü, (rumbara rumbara rumbamba)
Gibi karanlığın yüzü, (rumbara rumbara rumbamba)
Önümüzde bakır taslar güneş dolu, Ay Carmela
Dostların arasındayız, (rumbara rumbara rumbamba)
Güneşin sofrasındayız, (rumbara rumbara rumbamba)
Dostların arasındayız, (rumbara rumbara rumbamba)
Güneşin sofrasındayız, (rumbara rumbara rumbamba)

Dostların arasındayız,
Güneşin sofrasındayız

Dostların arasındayız, (rumbara rumbara rumbamba)
Güneşin sofrasındayız, (rumbara rumbara rumbamba)
Dostların arasındayız, (rumbara rumbara rumbamba)
Güneşin sofrasındayız, (rumbara rumbara rumbamba)


söz: Nazım Hikmet-Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü’den (1949) detay.
müzik: Kökleri 19. yy’a dayanan bir halk ezgisi üzerine 36 İspanyasında yazılan sözlerden müteşekkil bu şarkı bugün artık unutulmaya yüz tutmuştur; İspanyolca sözler bazı kaynaklarda Lorca’ya mal edilir.

El Paso del Ebro veya Viva la Quince Brigada adlarıyla da bilinen Ay Carmela şarkısı, marş formu içinde olmasa bile faşizme karşı savaşan İspanyol anarşistleri ve sosyalistleri üzerinde şevk ve umut verici bir etkiye sahipti. Bandista bu şarkıyı Türkçe söylemek isterken, üzerimizde önemli bir etkisi olan başka bir şarkı ve söz bloğu, yani Timur Selçuk ve Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü’yü anımsadı ve bir yapı söküp takma faaliyeti sonrasında iki şarkıyı birbiri içine ördü.

her şeyin şarkısı

Am-Dm-Am-Dm-Am-Dm-E-Am

Her şey herkesleşiyordu
Herkes her şeyleşiyordu
Tarih durmadan yazılıyordu
Birden olanlar oldu
Bir kırmızı koltukta yatarken
Ekranda Dziga Vertov dönerken
Psinoza mavladı birden
Şaşkınlık hasıl oldu
Bir çapa bir votka bir ılık meltem
Kıbrısta dört ceset bir Bakerken
Havariler mitler yazarken
Uyku bastırıyordu
Menevişten Gloryaya sokakta bir votka
Kadıköy evinde Jacques Brel çalmakta
Temmuz oldu yaz bitti hoca kalk haydi
Tayfa Marquiz yolunda
Her şey herkesleşiyordu
Herkes her şeyleşiyordu
Tarih durmadan yazılıyordu

Gördüğüne inanma,
Gördüğüne inanma
Gördüğüne inanma, sen!!!


söz: Bandista
müzik: Bandista

Hocamız, ev arkadaşımız, bize müziği anlamayı öğreten insana dair bir kolaj.

mâyâ

Em-C-B
Em-Am-C-B-C-B-Em/B/Em

Albenisi albeni
Albenisi sanki bi
Şa lala lala lala la
Düşkün bir düşe benzer
Heveskâr eğlenceler
Burjuvazi büyüler

Temaşa verir huşu
Sanki bir tavuzkuşu
Ga gaga gaga gaga ga
Gagasında pembe toz
Uyku inkar ve hipnoz
Dolce vita ah ne hoş

Uyan artık ey uyan
Uyan alem-i reayan
Pa papa papa papa pa
Patlayan bir volkan ol
Şol zulümden çıkan yol
Mevcudiyet kavgası


söz: Bandista
müzik: Amaritzi

Bandista’nın son dönemine ait bu Balkan ezgisi, kabare formuna yakın ve bunu mümkün kılan söz bloğunun tekrarı ve nihayetinde Enternasyonel marşına yapılan bir göndermeyi içermektedir. Hint mitolojisinde dünyanın aldatmacası anlamına gelen mâyâ kavramı, burjuvazinin ayartıcı çekiciliği, hafızasızlık, duygular dünyasına hitap eden sanatsal üretimler ve gösteri toplumuna dair bir beyanı kapsayacak şekilde kullanılmıştır, yine bu mitologya mâyâ’nın büyüsünden kurtuluşu bir uykudan uyunmakla özdeşleştirmektedir, buradan da Enternasyonel’in ‘uyanmak’ göndermeli giriş bölümünün kendimizce tekrarını sunmamızın imkânı doğmuştur.

aim

Dm-A-Gm-A(Dm/A/Dm) /A-F-Gm-C-A /Gm-Dm-A-Dm

Hayat denilen kavgaya girdik
Emin adımlarla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz

Dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor
Kızıl yıldız, zafer kuşu
Bu bir rüya değil, bu bir hülya değil
Yıldızıdır kurtuluşun

Kara deryalarda bir fenersin
Senin ışığınla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz

Fabrikalarda biz, tarlalarda biziz
Biziz hayatı yaratan
Dil farkı bilmeyiz, din farkı bilmeyiz
Sanki doğduk bir anadan

Anamız amele sınıfıdır
Yurdumuz bütün cihandır bizim
Hazırlandık o büyük kavgaya
Başta bayrağımız sosyalizm

Bayrağını yükselt, daha daha yükselt
Yükselt bayrağı yukarı
Bugüne vuralım, yarını kuralım
Kaldıralım sınırları
Bugüne vuralım, yarını kuralım
Kaldıralım sınıfları


söz: Yoldaşlarımız
müzik: 1920 yılında Kızıl Ordu’nun Beyazlara karşı verdiği mücadeleye dair bir övgü olarak Samuel Pokrass tarafından düzenlenen Belaia armiia, chiornyj baron [Beyaz Ordu, Kara Baron] marşı, 1927 yılında Temmuz Ayaklanması günlerinde Die Arbeiter von Wien adıyla Avusturya sosyalistleri arasında yaygınlaştı ve ilerleyen yıllarda özellikle faşizme karşı mücadelenin simgelerinden birine dönüştü.

Avusturya İşçi Marşı’nın Türkçe’ye ne zaman ve kim tarafından aktarıldığı bilinmemektedir. Bandista aim [niyetimiz] olarak andığı bu marşı köklere bir saygı ve mücadelenin ve kendimizi ifade tarzımızın yıllar geçmesine rağmen nasıl da esasta aynı kaldığını vurgulamak için en bilindik haliyle icra etmekte, yeni muhalefet kuşağı ile geçmiş arasında bir bağ kurmayı amaçlamaktadır.

kara çocuk raksı

Am-E-Dm-E-Am (Am/E/Am) /Am-Dm-E /Dm-E-Am (Am/E)

Gelem Gelem lungone dromenca,
Maladilem chorore romenca.
Gelem Gelem lungone dromenca,
Maladilem baxtale romenca.
Ooo, romalen, Ooo, chavralen

Nice nice yıllar boyunca
Nice yüzler gördüm ömrüm boyunca
Bir bardağa şarap dolunca
Bir bahçede ah o ateş yanınca
Bak! o çocuklar
Bak! raksa başlar
Kara deri ve uzun elleri
O çocuklar kuytusunda şehirlerin
Ötesinde gündüzün ve gecelerin
Menzil bizim ah o cennet bahçeleri
Bak! o çocuklar
Bak! raksa başlar


söz: Bandista
müzik: Roman geleneksel

1971’de ilk Dünya Roman Kongresi’nde ulusal marş olarak kabul edilen bu şarkı, yüzlerce Roman grubu ve topluluğu tarafından temelde Jarko Jovonovic sözleriyle yorumlanmış, çeşitlenmiş ve sınırlar aşmıştır. İlk kez Türkçe sözlere sahip olan şarkı bizim için ‘yolcu’luğa ve topraksızlığa dair bir övgüdür, marşımızdır.

hiçbir şeyin şarkısı

Am-Dm-Am / Dm-Am-E-Am

YooO HooO,
tufan ve bora ve karakızıl gökler,
yolcular ve mülksüzler, asla ölmezler
!”

Bir sokağın ortasında yatıyor
Yoldaşları kenti altüst ediyor
Carlo kalkıyor hesap soruyor
Güneş güneş yine doğuyor
Sabah oluyor sabah oluyor
Şimdi bayrak üstünde salınıyor
Bize cismi değil fikri yetiyor
Mahir kalkıyor hesap soruyor
Güneş güneş yine doğuyor
Sabah oluyor sabah oluyor
Bir kimsesiz mezarında yatıyor
Katilleri şimdi resim yapıyor
Veysel kalkıyor hesap soruyor
Güneş güneş yine doğuyor
Sabah oluyor sabah oluyor

Bir kaldırım ortasında yatıyor
Yarasından yalanınız/bir soykırım sızıyor
Hrant kalkıyor hesap soruyor
Güneş güneş yine doğuyor
Sabah oluyor sabah oluyor
Hürriyet ve adalet aranıyor
Onlar kanun biz tarihi yazıyor
Halklar kalkıyor hesap soruyor
Güneş güneş yine doğuyor
Sabah oluyor sabah oluyor


söz: Bandista
müzik: İkinci Dünya Savaşı Kızıl Ordu ezgisi+Ines, Boikot.

Bandista’nın daralanına, kayıplarımıza ve hesap sormaya olan inancımıza, sabaha, uyanmaya ve “o” günlere dair bir heveslendirici, ağıt ve şehitler miti kültürüne karşı, başka türlü bir anmanın mümkünlüğüne dair bir son sözdür.